
Sahnede Hangi Dil Önde? Üst Yazı, Sanatsal Özerklik ve Kültürel Misafirperverlik
Üst yazı çoğu zaman sahnede konuşulan dili bilmeyenler için bir araç olarak tanımlanır. Bu tanım doğrudur, ama eksiktir.
Asıl düşündürücü soru, seyirci salona girmeden önce ortaya çıkar: Bir topluluğun hangi dilde prova yapması ve oynaması bekleniyor? Kimin dil hâkimiyeti olağan kabul ediliyor? Daha geniş bir seyirciyle buluşabilmesi için bir eser ne ölçüde yeniden biçimlendirilmeli?
Dil erişimi bu kararları değiştirebilir. Temsilin dili merkezde kalırken daha fazla insana esere girebilecekleri özenli bir yol sunabilir.
Bu, bütün farkların silinmesi demek değildir. İyi bir çeviri, bir dili başka bir dile hiçbir iz bırakmadan dönüştürmez. Ritim, mizah, göndermeler, ton ve seyircinin verilen sürede ne kadar metin okuyabileceği konusunda seçimler yapar. Üst yazı, bu seçimlerin sorumluluğunu üstlendiğinde ve özgün dili çözülmesi gereken bir sorun gibi sunmak yerine sanatçının iradesini desteklediğinde en değerli hâline ulaşır.
Eserin Dili
Bazı sanatçılar, kendilerine en yakın ya da duygusal olarak en dolaysız gelen dil için “gönül dili” ifadesini kullanır. Bu ifade anlamlı olabilir; ancak çok dilli her sanatçının deneyimini tek başına anlatamaz. İnsan çocukluğunun, ailesinin, göçün, eğitimin, mahallesinin ya da siyasal hayatının diliyle üretebilir; bilinçli bir sanatsal deney için bambaşka bir dil de seçebilir. Bunların hepsi aynı dil olmak zorunda değildir.
Uygulamadaki ilke daha yalındır:
Bir topluluk, sırf seyirciyi esere davet edebilmek için yapıtı seyircinin baskın diline taşımak zorunda kalmamalıdır.
Bir eseri doğduğu dilde sahnelemek; belirli ses ritimlerini, toplumsal hitap biçimlerini, söz oyunlarını ve oyuncular arasındaki ilişkileri koruyabilir. Sanatçıların, ustalıklarını en güçlü biçimde ortaya koyabildikleri dilde çalışmalarına da imkân verebilir.
Üst yazı her ayrıntıyı koruyamaz. Yine de özgün temsilin önde gitmesini, çevirinin ise ona paralel bir okuma yolu açmasını sağlayabilir.
Kültürel Misafirperverlik Olarak Çeviri
Misafirperverlik asimilasyon değildir. Ev sahibi, her misafir yalnızca tanıdık olanla karşılaşsın diye bulunduğu yerin karakterini silmez. Girişi kolaylaştırır, açıklanması gerekeni açıklar ve keşfe yer bırakır.
Tiyatro çevirisi de benzer biçimde işleyebilir:
- özgün dil duyulur ve sanatsal merkezin parçası olmaya devam eder;
- çeviri metni, konuşmanın dökümü gibi değil, canlı temsil sırasında okunmak üzere düzenlenir;
- kültürel göndermeler anlaşılabilecek kadar bağlama oturtulur, fakat yabancı gelen her unsur düzleştirilmez;
- seyirciye hangi dil hizmetinin sunulduğu ve bundan nasıl yararlanacağı açıkça anlatılır;
- yapım ekibi, herkesin deneyimini aynılaştırmadan da anlamayı desteklemenin mümkün olduğunu kabul eder.
Bu yaklaşım çeviriden sözcüğü sözcüğüne doğruluktan fazlasını ister. Dramaturjik bir muhakeme gerekir: Nelerin karşı dile mutlaka taşınacağı, nelerin verimli bir yabancılık taşıyabileceği ve seyircinin sahneyi kaçırmadan ne kadar metin okuyabileceği belirlenmelidir.
Calgary’de Kantonca Bir İşbirliği
Calgary Hong Kong Sanat ve Kültür Derneği, Calgary’deki Hong Konglu sanatçıları destekleyen ve sanat yoluyla kültürel bağlar kuran, Alberta merkezli kâr amacı gütmeyen bir kuruluştur.
Dernek, SurtitleLive ile yürüttüğü bir çalışma kapsamında Kantonca özgün bir tiyatro temsilini hazırladı; İngilizce metin de seyircilerin kendi cihazlarından erişebileceği biçimde sunuldu.
İşbirliği sırasında kullanılan seyirci arayüzü.
Buradaki önemli tasarım kararı, İngilizce metnin bir ekranda görünmesinden ibaret değildi. Asıl önemli olan, İngilizce okuyan seyircileri davet edebilmek için Kantoncanın ikincil konuma düşmek zorunda kalmamasıydı.
Oyuncular Kantonca eseri, Kantonca bir eser olarak oynayabildi. İngilizce metin temsile açılan ilave bir yol oluşturdu. İki dilden hiçbiri diğerinin yerine geçiyormuş gibi davranmak zorunda değildi.
Bu ölçülü ama anlamlı bir sonuçtur. Üst yazı, her seyircinin bütün göndermeleri anladığını kanıtlamaz; bir metin iletim platformu da temsilin sanatsal niteliğini ölçemez. Yapabileceği şey, davetin koşullarını değiştirmektir: “Bu dili bilmiyor olabilirsiniz; ama eser, içeri girebilmeniz için bir yol hazırladı.”
Kapsayıcılık, Dil Menüsü Eklemekten Fazlasıdır
Çeviri seçeneği sunmak dil erişimini genişletebilir. Ancak bir yapımı diğer tüm açılardan kendiliğinden kapsayıcı ya da erişilebilir kılmaz.
Telefondan izlenen bir arayüz, topluluk mekânında çalışan bir ekibin merkezi ekran kurmadan çözüm üretmesine yardımcı olabilir. Öte yandan uygun telefonu, şarjı, bağlantısı olmayan ya da arayüzü kullanmakta rahat hissetmeyen kişiler için yeni engeller doğurabilir. Ortak ekrana yansıtılan çeviri kişisel cihaz gerektirmez; fakat görüş açılarının yeterli, dil kapasitesinin de ihtiyaca uygun olması gerekir.
Çeviri amaçlı üst yazı ile erişilebilirlik altyazısı da birbirinin yerine geçmez. Sağır ve işitme güçlüğü çeken seyirciler, çevrilmiş diyaloğa ek olarak ya da onun yerine, konuşmacıları ve anlamlı sesleri belirten aynı dilde altyazıya ihtiyaç duyabilir.
Yapım ekibinin şu soruları sorması gerekir:
- Kimi davet ediyoruz, kimler hâlâ dışarıda kalabilir?
- Seyirci, dil hizmetinden bilet almadan önce haberdar olabiliyor mu?
- Metin, seyircinin gerçekten oturacağı yerden ya da kullanacağı cihazdan rahatça okunuyor mu?
- Planlanan iletim yolunu kullanamayan bir seyirciye kim yardımcı olacak?
- Çeviri, seyircide kendisine verilmemiş bir kültürel bilgiyi varsaymadan eserin sesine saygı gösteriyor mu?
- Çeviri, redaksiyon, prova, canlı kullanım ve seyirci desteği için ücretli çalışma süresi bütçeye kondu mu?
Dil erişimi ancak bu sorular görünür kaldığında bir kapsayıcılık pratiğine dönüşür.
Teknoloji Ne Yapmalı, Ne Yapmamalı?
Topluluk tiyatroları ve bağımsız ekipler için yararlı teknoloji, çoğu zaman gerçekten işletebildikleri teknolojidir. Tarayıcı temelli bir iş akışı uzman donanım ihtiyacını azaltabilir; projeksiyon ise ortak bir okuma deneyimini koruyabilir. Ekip her iki yolu da hazırlayıp prova edecek kapasiteye sahipse hibrit kullanım farklı seyirci ihtiyaçlarına karşılık verebilir.
Platformun görevi bu seçenekleri mümkün kılmaktır. Sanatsal dili dayatmamalı, tek bir iletim yönteminin her seyirciye uygun olduğunu öne sürmemeli ve iyi bir metnin gerektirdiği emeği görünmez kılmamalıdır.
SurtitleLive, yapımın kurulumuna göre ekiplerin dil seçeneklerini hazırlamasına ve bunları projeksiyonla ya da seyirci tarayıcısı üzerinden sunmasına yardımcı olabilir. Çeviri yine de insan editörün muhakemesine ihtiyaç duyar. Canlı geçişleri hâlâ bir operatör yönetir. Seyirci deneyiminin sorumluluğu da mekâna ve yapım ekibine aittir.
Bu sorumluluk ayrımı önemlidir. Teknoloji, sonucu kendine mal etmeden sanatsal imkânları genişlettiğinde kültürel üretime en iyi biçimde hizmet eder.
Olay Örgüsünü Anlamaktan Fazlası
Tiyatroda dil erişimi bazen yalnızca anlama üzerinden gerekçelendirilir: Seyirci, sırada ne olduğunu takip edecek kadar bilgiye ihtiyaç duyar.
Olay örgüsü önemlidir; ama daha geniş değer katılımdır. İnsan, bilmediği bir dilin ezgisini duyabilir, oyuncuların o dilin ritmi içindeki çalışmasını izleyebilir, özenli bir çeviriyi okuyabilir ve bir toplulukla bütünüyle kendi alışkanlıklarının koşullarında olmayan bir karşılaşma yaşayabilir.
Üst yazı diller arasındaki mesafeyi ortadan kaldırmaz. En iyi hâlinde, o mesafe hiç yokmuş gibi davranmadan onu aşmayı mümkün kılar.
Bu, çeviriyi yalnızca işlevsel bir hizmet olmaktan çıkarıp kültürel misafirperverliğe dönüştürür: Eser kendi sesini korur, kapı ise biraz daha açılır.